Tesisat

Aironn A.Ş., 29 Nisan Çarşamba günü saat 15.00-17.00 arasında “Pandemi Günlerinde Yerli Mühendislik ve Yerli İmalatın Önemi” konulu bir web söyleşi etkinliği düzenledi.

 

Pandemi Günlerinde Yerli Mühendislik ve Yerli İmalatın Önemi
Pandemi Günlerinde Yerli Mühendislik ve Yerli İmalatın Önemi
Pandemi Günlerinde Yerli Mühendislik ve Yerli İmalatın Önemi
Hill International Mekanik Grup Koordinatörü Şinasi Karaoğlu, Dinamik Proje Kurucusu Zühtü Ferah, Aktes Mühendislik kurucusu İsmet Mura, YDA İnşaat Elektromekanik Grup Yöneticisi Ömer Öksüz ve Aironn Havalandırma A.Ş.’den Uğur Akgül’ün konuşmacı olarak katıldığı Aironn Söyleşileri etkinlik serisinin ilkinde moderatör,Tuncay Ayhan’dı.

Ünitem firmasının kurucusu ve Aironn A.Ş. danışmanı Tuncay Ayhan’ın açılış konuşmasının ardından ilk sözü Şinasi Karaoğlu aldı. Karaoğlu konuşmasında özetle şunları söyledi: “Hepimiz ‘Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı’ sözünü hatırlarız. 1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde Atatürk’ün yerli mallarının kullanılması talebi ile başlayan, 1946’dan itibaren İlkokullarda Yerli Malı Haftası olarak kutlanan haftada elma, portakal, üzüm gibi yiyecekler başrolde oldu. Yerli malı, yerli üretim bu sembollerle sınırlı kaldı. Yerli malı kullanmadığımızda ne oluyor görüyoruz; İthalat, ihracından çok üzerinde seyrediyor ve bu nedenle ülke dışına çok yüksek bedeller ödemek durumunda kalıyoruz. Dünya küresel bir köye döndü. Ama pandemi ile birlikte öykünün çatlayan kısmı şu oldu: Görüldü ki kimse kimseyle kardeş değilmiş. Bir anda herkes kendi kabuğuna çekildi, kimse kimseye malzeme desteği vermek istemedi. Gördük ki ihtiyacımız olanı kendimiz üretmeliyiz. Bu süreçte ekonomiler zarar gördü. Nasıl yeniden kalkınacak? Üretimle. Pandemi süreci mesleğimiz açısından önemli bir şeyin altını çizdi: Hava insanı öldürebilen bir aktarıma yol açıyor. Binanın en altındaki havayı en üstüne kadar taşıyan merkezi havalandırma sistemlerinde karışım havası konusu önemli bir tartışma konusu olacak. Mahrem alanın dışında kalan bütün alanlar, kamusal alandır. Bu alanlardaki havalandırma tasarımları gözden geçirilecek. Sistemler tam havalı çalışabilecek şekilde tasarımlanacak veya en azından pandemi gibi bir süreç söz konusu olduğunda tam havalı çalışma moduna geçebilmesi ön görülecek.”

Dinamik Proje Kurucusu Zühtü Ferah, Türkiye iklimlendirme sektöründe, gereken ürünlerin neredeyse tamamının üretildiğini belirterek başladığı konuşmasında şunları söyledi: “Pandemi ile birlikte ofisimizin çalışma düzenini oluştururken en az iki hafta kaybettik. Ofiste verimli çalışan bir kişinin evden çalışmaya başladığımızda eli ayağına dolandığını ve bunun tam tersi örnekleri gördük. Pandemi sonrasında kesinlikle bir eğitim bölümü kurmayı düşünüyoruz. Her noktası dijital olabilen bir çalışma modeline geçeceğiz. Kuracağımız eğitim birimi, hepimizin teknolojik yetkinliğini düzenli olarak güncelleyecek. İş kayıplarını önleyip verimliliği artırmış olacağız. Özellikle son beş yıldır üzerinde durduğumuz bir konu; prefabrik, paket üretimimizin gelişmesidir. Her şeyi paket hale getirebilecek bir yapının oluşmasını teşvik ediyoruz. Hidrofor, su deposu hatta kazanlar paket sistem olarak teslim ediliyor. Ama egzoz fanları, klima santrali, fan coil, VAV ve CAV sistemlerde buna pek rastlanmıyor ve sıkıntı çıkabiliyor. Özellikle yurtdışında, zorlu koşulları olan şantiyelerde sahaya pek fazla iş bırakmamak gerekiyor. Nitelikli eleman götürebilmek çoğu kez mümkün olmuyor ve çok yüksek maliyeti nedeniyle de rekabetçiliğinizi kaybedebiliyorsunuz. Ayrıca paket sistemlerin onay alma süreci de daha kolay. Pandemi, havalandırma sistemlerinde virüs ve bakterilere karşı alınacak önlemlerin artmasını gündeme getirecek. Isı geri kazanımların birçok tipi geri plana atılabilir. Örneğin döner tamburların yerine RAC’lar (Run around coil systems) ön plana çıkabilir. Filtrasyon ve UV sistemler çok önemli bir hale gelecek. Özellikle bizim içinde bulunduğumuz projelerde yerli ürünlerin kesinlikle göz ardı edilmediğini söyleyebilirim. İki temel özelliğe sahip olan yerli markalar projelerimizde yer alabilir: İlki talep ettiğimiz sertifikasyonlara haiz oluşu, ikincisi kurumsal alt yapılarının bulunması.”

“Yerli mühendisliğin olması için önce yerli mühendisin olması gerek” sözleri ile konuşmasına başlayan Aktes Mühendislik İsmet Mura sözlerini şöyle sürdürdü: “Yerli mühendis kimdir?
Yerli ürün kullanmayı, geliştirmeyi gözeten, yerli mühendistir. Yerli üretim, hep sıkıştığımız, bir musibetle karşılaştığımız dönemlerde gündeme geldi. Kıbrıs Barış Harekâtında ABD ambargo uygulayınca savunma sanayimizi, gemi inşa sanayimizi geliştirmemizin gereği ortaya çıktı. Günümüzde de İHA, dron gibi teknolojilere ihtiyacımız var ve Avrupa’yla, NATO’yla, ABD ile sorun yaşadığımızda bir takım gereksinimlerimizi karşılayabilmekte sorun yaşıyoruz. Bunları bizim yapabilmemiz gerek diyoruz ve gerçekte kısa bir süre içinde de yapabilir hale gelebiliyoruz. Ama sonuna kadar gidemiyoruz, ta ki yeni bir musibet ile karşılaşıncaya dek. Pandemi kapımıza dayanınca gereken tıbbi ekipmanlar sorun oldu, derhal üretim çalışmalarına başladık, mesela iki yıl önce gündemimizde böyle bir şey yoktu. Bazı soğutma grupları, otomasyon elemanları, 90 kW’ın üzerindeki elektrik motorları ve bazı ısı pompası modelleri gibi birkaç ürün grubu dışında, komponentlerin, cihazların büyük bir çoğunluğu ülkemizde üretiliyor ama yeterince pazara nüfuz edemiyor. Örneğin ısıtma sistemlerinde neredeyse %70 oranında ithal ürün kullanılıyor. Var olmasına rağmen neden yerli ürünü kullanmıyoruz? Nedenlerin başında sertifikasyon eksikliği geliyor. Ülkemizdeki sertifikasyon kuruluşları yeterli değil, yurtdışı sertifikasyon süreci ise çok pahalı. Türkiye’de sertifikasyon sürecini destekleyecek laboratuvarların kurulması gerekiyor. Bir de Ar-Ge’ye ayrılan bütçelerin artırılabilmesi. Yerli üretimin teşviki kişi veya kurum bazında başarılamaz, topyekûn ortak bir duruş gerektiriyor.”

Pandeminin özellikle kalabalık büyük kentlerde daha büyük sorun olduğunu belirten YDA İnşaat Elektromekanik Grup Yöneticisi Ömer Öksüz, dikey mimariden yatay mimariye geçişin düşünülmesi gerektiğinin altını çizdi. Öksüz özetle şunları söyledi: “Kentleşmenin yatay mimari ekseninde ele alınması için siyasi otoritelerin yönlendiriciliği gerekiyor. Yaklaşık üç yıl önce yapılan bir araştırmaya göre İstanbul’da yıllık ofis ihtiyacı 220-240 bin metrekare civarında.
Sadece Finans Merkezi Projesinde satılabilir veya kiralanabilir 1 milyon metrekare ofis alanı mevcut. Bu kadar ihtiyaç fazlası yapı ne olacak. Üstelik pandemi ile birlikte ofis dışı çalışma modellerinin kanıksanması ile birlikte ofis talebi de azabilecek.
Görüştüğümüz yeni nesil mimar arkadaşlar, küçük şehirlerin, yerleşim yerlerinin daha cazip hale geleceğini öngörüyor. Yerli üretim tarafında hemen hemen her ürün ülkemizde üretilebiliyor. Bir kompresörü veya soğutma grubunu yapmıyor oluşumuzu önemsemiyorum, zira yapamadığımızdan değil, ölçek ekonomisi nedeniyle bu alana girilmiyor. Kamusal alanda belli yayınlar yapılarak yerli ürünlerin kullanımı istendi ama bu mesajları veren kurumların ihalelerinde bile yerli markalar yer alamadı. Sistem, bir şekilde engel. Ama sektör içindekilerin birlikteliği ve siyasi otoritenin desteği, bu engelleri aşabilecektir. Pandemi sektörümüzde bazı şeyleri şüphesiz ki değiştirecek.
All air sistemlere dönüleceğini düşünüyorum. Yükselen hijyen talebi fan coilleri zorlayacak. Ozon ve iyon jeneratörleri ile filtrasyonda çok yol alınacak. Özellikle AVM’lerde hava kalitesinin ve sağlık koşullarının geliştirilmesi gerekecek. Bu alanlarda ozon ve iyon jeneratörlerinin kullanımı iyi bir yaklaşım olabilir.”

Söyleşi programının son konuşmacısı Uğur Akgül, yerli mühendislik ve yerli üretimin ülkemiz için önemini vurguladığı konuşmasında özetle şunları söyledi: “Yaşadığımız ekonomik krizlerde, ambargolarda, dışa bağımlılığımızın bizi zorladığı dönemlerde, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda 60 dolarlık uçak parçasını 600 dolara aldığımızda yerli üretimin önemini gündeme getirdik. Yıllardır bizim sektörümüzde de pazarın aslan payını alan ithal ürünlerin ülkemize ve sektöre neler kattığına bakmak gerek; Ar-ge merkezleri mi kurdular, laboratuvarlar mı açtılar? Yaptıkları işi mi öğrettiler? Ürettikleri en son teknolojiye sahip ürünü mü Türkiye’ye getirdiler? Kazandıkları parayla Türkiye’ye yatırım mı yaptılar? Bütün bunların cevabı hayır! Back up’ı olmayan cfd analizlerini bile binlerce dolara sattılar, bırakın bunları zamanında ürün kataloglarını bile bayilerine para ile sattılar. Gelişime yönelik bir şey yok aslında sorsanız, biz de istihdam sağlıyoruz, biz de vergi veriyoruz derler. Doğrudur. Tüm teşvik ve desteklerden yararlanırlar, ancak kazandıkları paranın aslan payını da menşei oldukları ülkelere aktarırlar. Kendi sektörüme baktığımda ithal ürün fiyatları yaklaşık %50 düştü. Nasıl oldu bu? Avrupa’da hammadde fiyatları mı düştü? İşçilik fiyatları mı düştü? Hayır. Türk üreticiler pazarda yer alamasın diye daha önce yaptıkları gibi kâr çarpanlarını 4-5 ile çarpmak yerine fiyatları düşürdüler. Yani daha önce kazandıkları paranın bir kısmını yerli üretimi öldürmek için harcıyorlar. Yerli üreticiler ihracat yaparken inanın yurt içinden daha az dirençle karşılaşıyoruz. Zira yabancı yatırımcı, en iyi teknolojiyi ve kaliteyi, en uygun fiyata almak için, önce ürünün teknoloji ve kalitesini mercek altına alıyor, teknik hizmet kalitesini gözetiyor, mühendislik alt yapısı, onlar için önemli. Projeye değer kazandıracak mühendislik tarafında çözüm ortağı olup olamayacağınız, karar vermeleri için bir kriter. Yani önlerine istedikleri kalite ve koşullara sahip olduğu, uluslararası sertifikalar ve şahitli testlerle kanıtlanmış bir cihaz geldiğinde, o noktada fiyatı bir unsur olarak ele alınıyor. Kendi ülkemizin yatırımcısı, devlet kurumları, mekanik tasarım ofisleri, proje danışmanlık firmaları, mekanik uygulama firmalarının birçoğu hâlâ ithal ürün desteklemekte. Şüphesiz ki bu algıya durduk yerde sahip olmadılar. Üretim kalitesi-“kalitesizliği”- ile yaka silktiren her alanda yerli üretici ne yazık ki oldu. Ama bu sebeple, uluslararası standartlara uygun, teknoloji geliştiren, küresel rekabetin içinde güçlü oyunculardan olan Türk firmalarımızın da varlığını görmezden gelemeyiz. Aslında pek çoğumuz yerli, milli üretimin ülkemizin geleceği açısından önemine inanıyor, ama yerli üreticiler arasındaki ayrımı yapamıyor. Evet, yerli ve dahası know-how’ına Türk mühendislerinin sahip olduğu milli üretimin öneminin altını çiziyoruz ama karar verme sürecindeki ilk parametrenin, güçlü mühendislik alt yapısı ve Ar-Ge çalışmalarının sonucu olan, uluslararası kalitesini kanıtlayabilir bir ürün olması gerektiğinin de göz ardı edilmesini istemiyoruz. Uluslararası sertifikasyonlara sahip olan, değer mühendisliği yapan, ülkede kalıcı mühendislik birikimi ve katma değer bırakan, yurt içinde ve dışında güçlü bir mühendislik ve üretim algısı olan, aslında işini ‘adam gibi yapan’ firmalar ile; reklam ajansına gelip ‘ben fan kataloğu bastıracağım. Şu renkli çizgileri siz çiziyorsunuz değil mi, bir önce de matbaacım çizmişti’ diyen firmaların ayrılması gerekiyor-renkli çizgiler dediği fan seçim eğrileri…! Türkiye’de de bu tip firmaların olmasına izin verilirse ve sizler bu firmaları eleyemez iseniz; Kafa yormak istemeyen, risk almak istemeyenler; teknolojisi, kalitesi ne olursa olsun, ithal her hangi bir ürünü, yerli ürüne tercih etmeye devam edecek ve yapabileceği en iyi yatırım fırsatına sırtını dönecek. Yurt dışındaki Türk markası algısını güçlendirmek için önce kendi evimizde güven sağlamamız gerekirken, elimizi zayıflatırız, bu, sadece cihaz tarafında değil, Türk mühendisliğinin de hak ettiği saygınlığı ve tercih edilebilirliği de kötü etkileyecek.
İşini layıkıyla yapan, Türk üreticiye ister malzeme üretsin isterse hizmet sahip çıkalım ki; istihdam sağlayalım, küresel güçlü markalar çıkartalım, ihracat yapalım, ülkeye döviz gelsin, ülkeye yaptığımız mühendislik yatırımlarını güçlendirelim, dışa bağımlılığı azaltalım, değer mühendisliği yapalım, ülkemizin ihtiyacı olduğunda; ambargodasavaşta- kötü ekonomide –pandemide burada olalım.

Aqua Therm Tashkent 2020

SODEX Ankara 2020

30 Eylül - 3 Ekim 2020
isk sodex 2019 300x250