Enerji

KPMG Türkiye’nin üç ayda bir yayımlanan dergisi Gündem’de, KPMG Türkiye Enerji Sektör Lideri Onur Okutur’un sorularını yanıtlayan Michael Salcher, enerji politikaları, yeşil enerji, inovasyon ve müşteri davranışlarının küresel enerji piyasalarında yaşanan değişime yön verdiğini söyledi. KPMG EMA Küresel Enerji Enstitüsü Başkanı Salcher, değişimin kodlarını şöyle sıraladı:

 

Soldan sağa: Onur Okutur, Michael Salcher
Soldan sağa: Onur Okutur, Michael Salcher

Soldan sağa: Onur Okutur, Michael Salcher
   Yenilenebilir enerji büyük bir yükselişte. Enerji üretiminde büyük bir değişimin yaşandığı dünyada yenilenebilir enerji artık durdurulamayacak. Yoğun enerji kullanan ülkelerin, makul fiyatlar, arz güvenliği ve yeşil enerji arasında doğru dengeyi kurabilmeleri gerekiyor. Bu hiç kolay değil ve birbirinden farklı ulusal trendler görüyoruz.
    Şu anda piyasada yenilenebilir enerji için büyük miktarlı sübvansiyonlara ihtiyaç olduğu görülüyor. Yakın bir gelecekte, rüzgar ve güneş enerjisinin sadece belli pazarlardaki enerji sistemlerine entegre edileceğini ve tarife mekanizmalarında artık desteklenmeyeceğini göreceğiz. Getiriler normalleşecek ve piyasa dinamiklerinin yine kendi başına gelişmesi gerekecek. Bu durum ise bu tür yatırımların cazibesini finansman açısından azaltacak.
    Şirketler kendi enerjisini üretecek
    Dijitalleşme ve inovasyon enerji dünyasını değiştirecekse de bu değişim beklendiği kadar hızlı gerçekleşmeyecek. Pek çok enerji şirketi, müşteri talebini kurumsal stratejilerinin merkezine koyuyor. 5 yıl içerisinde, enerji şirketlerinin pek çok müşterisi profesyonel müşterilerden oluşacak ve bu şirketler kendi enerjilerini üretmek için teknolojik fırsatlardan faydalanacak.
    Arzın yarısını Asya talep edecek
    ABD’deki başkanlık değişiminin, enerji piyasaları üzerindeki etkisini izleyeceğiz. ABD nükleer fosil yakıtları yoğun kullanmaya devam edecek ve yenilenebilir enerjinin gelecekte ne rol oynayacağını zaman gösterecek.
    Avrupa yeşil enerji sistemine doğru hızla ilerlese de hemen her ülke birbirinden farklı enerji girişimlerinde bulunuyor. Diğer taraftan Avrupa Birliği, her ülkede farklı uygulanan enerji politikası mevzuat ve yönetmeliklerine uyum kazandırmaya çalışıyor.
    Asya ise yoğun bir altyapı ve enerji talebiyle karşı karşıya. 2035 yılına kadar, küresel enerji arzının yarıdan fazlasını Asya ülkeleri talep edecek. Asya, küresel yakıt fiyatlarının, genel enerji fiyatlarının ve enerji arzı güvenliğinin yanı sıra çevre kirliliği, CO2 verimliliği ve iklim koruma girişimlerinde de önemli bir rol oynayacak.
    İklim değişikliği yavaşlayabilir
    Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için önemli bir değişim gerekeceğini gösteriyor. Anlaşma dünyada ilk kez zararlı emisyonların en aza indirilmesine yönelik bir yol haritası çiziyor, bu da tüm dünyada kömür, petrol ve gaz gibi fosil teknolojilerden çıkılması anlamına geliyor.
    Biyokütle ile karbon yakalama
    Genel olarak baktığımızda, yenilenebilir enerji konusunda pek çok gelişme ve yeniliğin olduğunu görüyoruz. Biyoenerji, biyoyakıtlar, jeotermal teknolojileri, ısı pompaları, hidrojen, termik hareketlerden elektrik üretimi, atıklardan enerji üretimi ve benzer teknolojiler bunlardan sadece birkaçı.
    Tüm değer zincirinde, enerji verimliliği tedbirleri, enerji talebinin azaltılmasında vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelecek. Rüzgar ve güneş enerjisinin yanı sıra, her ne kadar iklim üzerinde doğrudan etkisi olan teknolojiler olmasa da biyokütle ile karbon yakalama ve depolama da bunda önemli bir rol oynayacak.
    Fosil yakıtlar 20 yıl daha önemini koruyacak
    Bölgeler bakımından farklı hızlarla da olsa küresel enerji dönüşümü devam ediyor. Avrupa bunda başı çekiyor, Almanya veya İskandinav ülkeleri ön sıralarda yer alıyor. Ancak yenilenebilir enerjilere yönelik seçenekler henüz dalgalı ve dengesiz, enerji altyapısı ile süper depolama sistemleri gibi teknolojiler ise yeterince gelişip yaygınlaşmadığı sürece, kömür, petrol, doğal gaz, elektrik üretimi, ısıtma ve ulaştırma için başlıca yakıtlar olmayı sürdürecek. Mesela Almanya’da nükleerden çıkış şu anda kömür santrallerinde elektrik üretimiyle telafi ediliyor.
    Tüm tahminler, tüm teknolojiler başarıyla uygulansa bile dengeleyici ve yedek yakıt teknolojilerine yine de büyük ihtiyaç duyulacağını gösteriyor. Önümüzdeki 20 yıl ve sonrasında fosil teknolojileri yine enerji sisteminin bir parçası olacaksa da bazı ülkelerde bunların kullanım alanı önemli ölçüde daralacak. Yatırımcılar ve üreticiler her ülkedeki enerji politikalarını ve enerji talebi beklentilerini dikkatle analiz etmek zorunda.
    Türkiye benzersiz bir konuma geliyor
    Türkiye büyüyen bir ekonomi ve iç talebi karşılamak için doğal gaz ithalatına daha fazla ihtiyaç duyacak. Türk Akımı ve TANAP gibi yatırım projeleri, Türkiye’nin bu tür bir iç talebinin uzun süre karşılanmasına katkıda bulunabilir. Türkiye Rusya’nın, Almanya’dan sonra ikinci büyük doğal gaz ithalatçısı. Bu iki iletim projesi sayesinde Türkiye Avrupa’ya yönelik enerji arzında benzersiz bir konuma gelecek ve Karadeniz üzerinden gaz tedarikine önemli bir alternatif oluşturabilecek. Gazın AB ülkelerine de tedarik edilmesi halinde, Türkiye, Türk Akımı ve TANAP projeleri sayesinde AB için lider bir gaz ve enerji ticareti merkezi haline gelebilir. Türkiye gazın Avrupa’ya güvenli bir şekilde tedarik edilmesine katkıda bulunuyor. Türkiye, hem ithalatçı bir ülke hem de bir geçiş ülkesi olarak oldukça önemli bir rol oynayacak.
    Güneş ve rüzgara yatırım dalgası
    Türkiye’de önümüzdeki 10 yılda rüzgar ve güneş santrallerine yönelik bir yatırım dalgası yaşanması bekleniyor. Türkiye’nin, maksimum potansiyelini açığa çıkarabilmek için buna uygun bir altyapıya ihtiyacı var.
    Yeni enerji dünyasına atılacak bir başka büyük adım ise talebin optimize edilmesi olacak. Enerji verimliliği tedbirleri, etkin bir enerji sisteminin önemli bir parçası. En ucuz kilovatsaat enerji, bu enerjiye ihtiyaç duyulmayan saattir.

VI. İnşaat ve Konut Konferansı

ICSG İstanbul 2018