Enerji

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü’nün (IEEFA), Fas’ta düzenlenen COP22’nin açılışından önce,yayınladığı yeni raporu 20016 yılında küresel enerji piyasalarında yaşanan kilit olayları incelemekte ve yaşanmakta olan küresel değişimin çarpıcı hızını ortaya koyuyor. 2016 Yılına Bakış – Küresel Enerji Piyasasının Hızlanan Değişimini Vurgulayan Üç Trend isimli rapor, küresel enerji piyasalarında gün geçtikçe ivme kazanan değişimi ve Paris Antlaşması’nın imzalandığı Aralık 2015 tarihinden itibaren ülke bazında spesifik trendler ve dünya çapında yenilenebilir enerji ve temiz enerji teknolojilerine yapılan ulusal ve uluslararası yatırımların kilit verilerini incelemektedir.


IEEFA  2016: Küresel Enerji Piyasalarında Çarpıcı Dönüşüm Yılı
IEEFA 2016: Küresel Enerji Piyasalarında Çarpıcı Dönüşüm Yılı

IEEFA 2016: Küresel Enerji Piyasalarında Çarpıcı Dönüşüm Yılı
IEEFA Enerji Finansman Çalışmaları Direktörü Tim Buckley“2016 yılı boyunca, 2015 yılında olduğu gibi, enerji piyasalarında yaşanan büyük değişimin göstergelerine her alanda rastlanmaktaydı ancak bütünsel olarak incelendiğinde, değişim hızının küresel düzeyde en basit deyişle son derece çarpıcı olduğunu görmekteyiz. Bu, beklenmedik bir sonuç olmasa da, yine de son derece çarpıcıdır” açıklamasında bulundu.
 
IEEFA olarak uzun süreden beri Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından yayınlanan enerji görünümlerinin son derece muhafazakar olduğu görüşündeyiz. Enerjideki dönüşüm o kadar hızlı ki, IEA analizleri yayınlandığında, raporların içeriği eski kalmasına neden oluyor. en yakın tarihli yenilenebilir enerji raporunun bu arayı kapatmaya çalıştığı aşikar ancak, o rapor bile yeni verilerle yaptığımız analizler sırasında gördüklerimizin çok daha gerisinde kalmaktadır.”
 
IEEFA Enerji Finansman Çalışmaları Direktörü Tim Buckley
IEEFA Enerji Finansman Çalışmaları Direktörü Tim Buckley

IEEFA Enerji Finansman Çalışmaları Direktörü Tim Buckley
“Bu raporda ana hatları çizilen bu değişimin hızı ve küresel yapısı, modern çağda enerji piyasalarında eşine rastlanmamış bir olgudur. depolama ve elektrikli araç teknolojilerinden, yeni ve rekor düzeyde düşük güneş enerjisi vergilerine ve gelişmekte olan ülkelerin yenilenebilir enerji programlarının finansmanına kadar çeşitli alanlarda, heyecanlı bir süreç yaşamaktandır ve küresel ekonominin değişimi için büyük atılımlar gerçekleştirildiğinin göstergesidir.
 
Buckley sözlerine, “Çalışmamız, yaşanmakta olan finansal ve ekonomik değişimleri fark edemeyen ve yakalayamayanların hızla geride kaldıklarını ve sürekli yükselen finansal risklerle karşı karşıya kaldıklarını ortaya koymaktadır,” diyerek devam etti.
 
“Bir tarafta temiz enerji alanında yenilikçi olarak iş modellerini değiştiren bazı liderler varken, diğer tarafta BP, ExxonMobil, [1] Shell, Santos ve Peabody Energy gibi, düşüncelerini ve / ya da iş varlıklarının bütününü değiştirmemeye kararlı görünen bazı yerleşik kilit fosil yakıt şirketleri bulunmaktadır. Bu şirketler iklim değişikliğinin üzerini örtme ve geciktirme stratejileri kullanmaya devam etmektedirler ve kanımca, Kodak ve Nokia gibi tarihe gömüleceklerdir.”
 
Rapor, Çin, Hindistan, ABD ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu, kilit piyasaları incelemektedir. Rapor, aynı zamanda değişim hızının yüksek olduğunu kilit ulusal ve yerel  piyasaları -Meksika, Alberta (Kanada), Arjantin, Şili ve Fas- ve maliyetlerin en belirleyici olduğu piyasaları (örneğin, offshore rüzgar için Hollanda/Danimarka, güneş için BAE/Şili) incelemektedir.
 
“Raporun da ortaya çıkarmış olduğu gibi, karbon fiyatlandırma düzenlemeleri finansmanın ivme kazanmasında ve Paris Antlaşması’nda belirlenen hedeflerinin tutturulmasında kritik bir rol oynayacaktır. Bir tür karbon fiyatlandırması ya da emisyon ticaret sistemi (ETS) uygulamayı düşünen 100 ülkeye rağmen, 2016 yılında küresel karbon fiyatlandırılmasındaki somut artış sınırlı olmuştur.

 
“2017 yılında ise, karbon fiyatlandırmasının uygulandığı küresel emisyon oranında, bugüne kadar yaşanan en büyük yıllık artış gözlemlenecektir.
 
Rapor, aralarından İngiltere, ABD ve Kanada’nın da bulunduğu, kömürden vazgeçerek yüzünü yenilenebilir enerjiye dönen birçok ülkeyi de incelemektedir.
 
“Tüm göstergeler, kömüre dayalı enerji üretiminin geleceğinin sınırlı olduğuna ve kömürlü termik santral maliyetlerinin arttığına işaret etmektedir. Finansman teşviklerinin eksikliğinin sürekliliği ve tüm dışsallıkları göz önünde bulundurulduğunda, ithal kömürle çalışan yeni termik santrallerin kıyaslanabilir yenilenebilir enerji teknolojilerinden önemli ölçüde daha pahalı olmaya devam edeceği aşikardır.”
 
“Düşük karbonlu bir finans piyasasında kömür yatırımlarının devam etmesi varlıkların atıl durumda kalması riskini ve kömür madenciliğine bağımlı ulusal ekonomilerin zarara uğraması olasılığını taşımaktadır.”
 
“Gelişmiş ülkeler yenilenebilir enerjide önemli atılımlar gerçekleştirmiş ve gelişmekte olan ülkelerin aynı yolu izlemeleri için cesaretlendirmiştir. Ancak bu durum, Japonya ve Avustralya gibi bazı varlıklı ülkelerin yenilenebilir enerji alanında geride kalmış olmaları yüzünden gölgelenmiştir. Japon bankaları artık yenilenebilir enerji projelerinin finansmanı için denizaşırı piyasalara bakmakta ve şebeke ölçeğinde güneş enerjisinde bugüne kadar yavaş hareket eden Avustralya da gelişme kaydetmektedir.
 

“Batı’da görülen geleneksel enerji piyasası yaklaşımı dünyanın en az gelişmiş ülkelerinin büyük kısmının bulunduğu Afrika kıtasını geçmiştir. Almanya gibi ülkelerden daha fazla güneş ışınımına sahip olmasına rağmen Afrika’da, yarısından fazlası Sahraaltı Afrika’da olmak üzere, 1.3 milyar kişinin halen elektriğe erişimi yoktur.
 
“Enerjiye erişimi olmayanlar için yenilenebilir enerji en öne çıkan elektrik üretim şeklidir; teknolojik gelişmeleri ve maliyet etkinliği, Bangladeş örneğinin ardından, mikro şebekeler ve konut güneş sistemlerine ilgiyi arttırmıştır. Aynı zamanda, 2016 yılında şebeke ölçeğinde güneş enerjisi kapasitesinde önemli bir artış görülmüştür ve IRENA (Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı) 2030 yılına kadar Afrika’nın 70 GW’lık kurulu güneş enerjisine sahip olacağını öngörmektedir.”
 
Yenilenebilir enerjiye geçiş küresel çapta ivme kazanmaktadır:
 

    İklim değişikliğine bağlı riskler konusunda güvene bağlı görevlerini yerine getirmeyen direktörler hakkında yasal işlem yapılabilecektir.
    2016 yılı, belirli zaman dilimlerinde elektrik kullanımını %100 yenilenebilir enerjiyle karşılayan ülke sayısının en yüksek olduğu yıl olmuştur.
    Afrika, yenilenebilir enerjinin büyümenin birincil etmeni olacağı kıta olma yolundadır.

 
Değişim hızı çoğu tahminden daha yüksek gerçekleşiyor:

Elektrikli araçlarda yaşanan, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjide görülen sürekli katsal büyüme sayesinde akaryakıt tüketimi 2030 yılı kadar yakın bir gelecekte en düşük noktaya ulaşacaktır ve Çin, ABD ve AB’nin otomobil sektöründeki lider konumlarını zorlamaktadır.  
Günümüzde temiz enerji alanında lider olmanın yolu, yüksek hissedar geliri sağlayan sürdürülebilir bir iş modeli uygulamaktır. Tesla, BYD, Nextera Energy, Softbank, ENEL, China Longyuan ve Brookfield Renewable Partners şirketlerinin hepsi bunu kanıtlayan örneklerdir.
Hızla büyüyen yeşil tahvil piyasası özel sermayenin fosil yakıtlardan çıktığını ve yenilenebilir enerjiye kaydığının göstergesidir.

 
Değişimi yakalayamayıp, geride kalanları artan finansal riskler beklemektedir:

    Yenilenebilir enerji, düşük kullanım oranlarına katkıda bulunarak, kömüre dayalı enerji üretiminin finansal kapasitesini tüketmeye devam edecektir.
    2016 yılında kömürde de önemli bir gerileme kaydedildi. Kömürlü termik santral proje sayısı AB’nin toplam kömür kurulu gücü kapasitesi kadar azaldı.
    Beklenilenden daha düşük gerçekleşen talep artışıyla birlikte sıvı doğal gaz arzında görülen artışın sonucunda, yüksek olasılıkla varlıklar atıl duruma düşecektir.

 
Raporun tamamını http://ieefa.org/wp-content/uploads/2016/11/2016-Year-in-Review.pdf linkide görebilirsiniz.